1. Ana Sayfa
  2. Film
  3. Daisy (Deiji) İnceleme ve Yorumlama
Trendlerdeki Yazı

Daisy (Deiji) İnceleme ve Yorumlama

deiji-daisy-inceleme

Merhabalar sevgili film severler. Bugün biraz Güney Kore’ye gidip Kore esintileri ile işlenmiş bir film olan 2006 yapımı aksiyon, dram ve romantik türlerini bir arada barındıran Deiji (Daisy) İnceleme yazımız

Film izlemeyi biraz önce bitirdim ve ilk 25 dakikasını abartısız 5 kere izledim. Çünkü önce televizyondan internete bağlandım ve filmi oradan açtım ama 3 kere tıkandı. Sonra bilgisayardan açtım 2 kere tıkandı. Son olarak telefondan açtım ve telefondan izledim. Hem televizyonda hem de bilgisayarda tüm alternatifleri denememe rağmen ve aynı interneti kullanmama rağmen TV ve bilgisayarda açılmayan alternatiflerin hepsi telefonda mucizevi bir şekilde açıldı (Murphy abinin kuralları her daim karşımıza çıkmasa şaşardım.) Film yapımcısı bu cebelleşmemi görseydi kesin bana azmim için bir ödül verdirirdi.

Filmin konusuna geçmeden önce senaristle alakalı bir bilgi vermek istiyorum sizlere. Kwak Jae-Young 1989 yılında Watercolor Painting in a Rainy Day adlı filmin senaristliğini yaparak sinema sektörüne çok iyi bir giriş yapmış olsa da sonraki 2 senaryosu başarısız olunca sektöre küsüp 7 yıl boyunca senaristlikten uzak bir hayat yaşamış. Bu 7 yılın ardından 2001 yılında My Sassy Girl filminin senaryosunu yazarak hem sinemaya hızlı bir dönüş yapmış hem de Hollywood‘a da bu filmi kazandırmıştır. (Hollywood 2008 yılında bu filmin Remak’ini yaparak filmin daha tanınır hale gelmesine vesile olmuştur.) Bu filmin ardından Jae-Young farklı ve sıra dışı aşk hikayelerini anlatmaya yönelmiştir. Deiji (Daisy) de bu farklı aşk hikayelerinden sadece birisi.

Başrol oyuncusu olan Jun Ji-Hyun My Sassy Girl filminde de Jae-Young ile beraber çalışmıştı diyerek film öncesi detay bilgilendirmemi de yaptığıma göre artık filmin konusuna gönül rahatlığı ile geçebilirim.

Daisy (Deiji) Konusu Nedir?

Daisy / Deiji Trailer

Hafta içi büyükbabasının antikacı dükkanında çalışan Hye-young (Jun Ji-Hyun) hafta sonu da Amsterdam sokaklarında resim yaparak para kazanmaktadır. Park-Yi (Jung Woo-Sung) de şehirde uyuşturucu trafiğini yöneten Kore mafyasının emrindeki bir kiralık katilidir. Bir gün, Hye-Young papatya tarlasında resim yaparken Park-Yi onu görür ve aşık olur. Park-Yi hem işinden dolayı Hye-Young’ı tehlikeye atmamak için hem de çekingen bir adam olduğu için ona yaklaşamaz. Bunun yerine onun çalıştığı meydanı net bir şekilde gören bir daire kiralar ve hergün onu izler aynı zamanda hergün saat 4:15’de antikacının kapısının önüne bir demet papatya bırakarak gizliden de olsa aşkını ilan eder kendince. Hye-Young’da hiç görmediği bu hayranına zamanla aşık olur. Ne var ki Park-Yi’yi yakalamaya çalışan Dedektif Jeong-Woo (Lee Sung-Jae) bir gün, Hye-Young kalabalık meydanda çalışırken, tesadüfen saat 4:15’de elinde bir demet papatya ile bu gizli aşkın içine dahil olarak tüm hikayenin karışmasına neden olur.

Deiji (Daisy)  İnceleme ve Yorumlama

Film aslında çok romantik başlıyor, romantik ilerliyor ve dram olarak bitiyor. Aksiyon bir iki yere serpiştirilmiş sadece. Çiçek, kiralık katil, çatışma ve romantizm denince akla Leon’dan başkası gelemez tabi ki… Bir kiralık katille nasıl romantik film çevrilebilir sorusunun Leon’dan sondaki cevabı bu film. Uyarımızı yapmadan da geçmeyelim, bu kısımdan sonraki her cümle (Daisy inceleme yazısında) spoiler niteliğinde olabilir. Dikkatli olun!!

Kore yemeklerini ne kadar sevsem de filmlerine o kadar uzak bir insanım. Bu yüzden izlediğim ender Kore filmlerinden biri olarak beni etkilediğini kabul etmem gerek.  Filmdeki isimler uzun, karışık ve birbirine benzer oldukları için; Hye-young (Jun Ji-Hyun) karakterine ressam kızımız, Park-Yi (Jung Woo-Sung) karakterine kiralık katil, Jeong-Woo (Lee Sung-Jae) karakterine de dedektif (içimden geçen “pis yalancı” demek ama neyse…) diyeceğim yoksa ne ben bu incelemeyi bitirip derdimi anlatabilirim ne de siz okuyucular benim anlatamadığım şeyleri anlayabilirsiniz.

Aslında her şey çok güzel başlamıştı. Etkilendiği kıza romantik jestler yapan bir adam ve bu jestleri yaparken kendini gizlemeyi tercih etmesi, sevdiği kızın karşısına hazır olmadan çıkmayı göze alamaması hem biraz romantik hem de biraz korkutucuydu aslında. Korkutucu boyutunda bakarsak kızı takıntı haline getirmiş de olabilirdi. Ressam kızımızın bu jestlerden etkilenmesi kendi dünyasında yaşamaya devam ederken çiçeklerle mutlu olması çok güzel işlenmişti. Ta ki her şeyin sorumlusu dedektif devreye girene kadar…

Bazen hiçbir şey söylememek de yalan söylemek ile eşdeğer. Hiçbir şey söylememek bazen büyük bir kelebek etkisi yaratabiliyor hayatlarımızda. İlk başta paravan olarak kullandığı ressam kızımızı daha sonraları kaybetmemek için romantik jestler yapan kiralık katilin yerine kendisinin koyulmasına izin vermesi de dedektifin bu filmde nefret toplamasının en büyük nedeni. Kesinlikle nefret ettim o adamdan. Hadi ilk başta sessiz kalıyorsun, susuyorsun ama sonra kız senin yüzünden sesini kaybetti, kalbi kırıldı, büyük bir boşluğa düştü ve sen bunu gördün, öğrendin, özür dilemeye gittin ama gerçeği açıklamadın! Al sana ikinci yalan. 

Filmin başından beri her ne kadar kiralık katil olsa da ressamın onu papatyalar gönderen adamla birlikte olmasını çok istedim . Zaten aslında amaçlanan da buydu belki. Yani ya katillerin de sevebileceğini görmemiz ya da bir katili seven kadının başına gelebilecek kötü şeylerin totali… Galiba sadece dedektifin gerçek yüzünü görmesini çok istemiş de olabilirim. Sonuçta beyaz yakalı, kanun insanı; doğruları söylemesi, dürüst olması gerekmez miydi? Sanırım hala duygu karmaşasında olduğum için tam olarak ne hissettiğimi adlandıramıyorum. Ama zaten bizim isteğimiz olsaydı filmi olmazdı değil mi? 

daisy-konusu-nedir

Papatyalar çiçek dilinde “saf aşk“ı temsil eder. Bir kiralık katilin hayatının bir noktasında saflığı araması ve bu nedenle sevdiği kadına her gün aynı saatte papatya göndermesi ne kadar ironikse, dedektifin de bir aşk uğruna bir kadının saf sevgisini kullanması da o kadar acı…

Filmin en başında ressam kızımız papatya tarlasında resim yaptıktan sonra geri dönüş yolunda nehrin üstünden geçmek için orada duran kütüğün üstünde yürümeye çalışıyor ve ayağı kayıp kendisi bir yana boya çantası bir yana düşüyor. Kızımızı ilk bu tarlada gören kiralık katil de bu olaydan sonra kız için oraya köprü inşa edip, kaybolan boya çantasının yerine yenisini bırakarak iki insan arasında kurulabilecek en güzel köprüyü, en güzel bağı kuruyor bence.

Hani ressam kızımız katille kavuşsun isteğim konusunda emin değilim dedim ya ama yani şimdi bir adamın sevdiği kadınla iletişim kurabilmesi için dudak okumayı öğrenmesi de azımsanacak bir şey değil. Kaldı mı böyle romantik adam, kaldı mı böyle aşık adam diye sorgulatır bu film benden demesi…

Ressam kızımız; dedektifi “hayalindeki ona papatyalar gönderen adam” olduğu için mi sevdi yoksa gerçekten ondan etkilenmeye başladığı için mi sevdi son sahnelere kadar pek anlamlandıramamıştım. Ama son sahnede kiralık katil olan jönümüzü engellemek için olayın ortasına koşup sessiz çığlıkları ile bir şey anlatmaya çalışmasıyla dedektifi “papatyalar gönderen adam’ sandığı için sevdiğini anladım. 

Filmin girişinde ” üstümdeki barut kokusunu temizlemek için çiçek yetiştiriyorum” diye bir replik vardı. Aslında adım attığımız her aşkta üstümüzde kalan geçmişin kokusunu değiştirmek için çabalıyoruz bizler de. 

Son olarak şunu fark ettim. Herhangi bir kiralık katilin elinden sevdiği bir şey aldığınız zaman hepsi birer John wick adayı oluyor. 

Sözlerime son vermeden önce renk kullanımına da değinmek istiyorum; bazı sahnelerde yer yer Van Gogh‘a selam gönderir nitelikte renkler o kadar güzel kullanıldı ki, hem güzel bir film hem de renkli bir şölen izlemiş oldum.

Deiji (Daisy) Puanım

Sinemalar.com ‘a göre 8,4/10 puan alan ve Dünya çapında çıktığı yıl $9,988,300 gişe yapan film IMDb‘ye göre de 7,5/10 puan alarak çok da tutarlı izleyici kitlesinin olmadığını bizlere gösteriyor. İMDb‘deki puanı az bularak sinemalar.com‘daki puana katılıyor ve ben de 8,4/10 puan veriyorum. Bunun sebebini de filmi izlediğiniz zaman sonunda anlayacaksınız. Şimdiden seyretmeyi planlayan herkese keyifli seyirler dilerim.

Bir diğer içeriğimiz olan “The Assassination of Gianni Versace” inceleme yazımız da ilginizi çekebilir.

8.4

    Yorum Yap

    Yazar Hakkında

    izlerseniz başka insanların hayal penceresinden bakabilirsiniz ama yazarsanız kendiniz başka hayal dünyaları yaratabilirsiniz...

    Yorum Yap

    Yorumlar (6)

    1. zeynep00_avatar

      Benim beğenmediğim Bi film

      • kalemini-kaybeden-yazar_avatar
        3 ay önce

        Saygı duyarım, herkes her filmi beğenecek diye bir şey yok ‍♀️

    2. kardelen_avatar
      3 ay önce

      Ellerinize sağlık güzel bir inceleme olmuş. Bir ara Daisy filmini duydum ama izlemeye fırsatım olmamıştı. Çeşitli önyargılar sebebiyle

      • kalemini-kaybeden-yazar_avatar
        3 ay önce

        Ön yargı yüzünden benim de geç izlediğim ve hala izlemediğim bir sürü film var, oluyor öyle şeyler. Şans vermenizi tavsiye ederim ama

    3. xenzer_avatar
      3 ay önce

      Güzel bir inceleme olmuş ellerinize sağlık

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir